İLÇEMİZE GENEL BAKIŞ


Zeytinburnu Konumu


İstanbul gerek bulunduğu konum itibarıyla gerekse bir çok medeniyete beşiklik yapmış bir şehir olması nedeniyle kurulduğu tarihten günümüze dek tam bir kültürel etkileşim ve bütünleşme şehri olmuştur.
Bir tarafta fetihten sonra gidip gitmemekte serbest bırakılan Bizanslılardan kalan kiliseler, ayazmalar ve manastırlar; diğer taraftan İslami estetiğin zirveye ulaştığı camiler, çeşmeler... Kimisi bütün ihtişamıyla ayakta kimisi biraz daha mahzun...Her ne şekilde olursa olsun bu eserlerin hepsi bir kültür mozaiğinin nadide parçalan olarak İstanbul'u süslemekteler.

İstanbul böyle olur da onun kucağındaki ilçeleri hiç ondan geri kalır mı? İşte o ilçelerden biri olan Zeytinburnu da semazenlere mekan olmuş Yenikapı Mevlevihanesiyle, yıllarca halka şifa dağıtan Merkez Efendisiyle, nice Ortodoks patriğin yattığı Zoohodos Piyi Kilisesiyle, içenlerin şifa bulduğu çeşme ve ayazmalarıyla tam bir kültürel birleşme noktasıdır.

Güneyini Marmara Denizi'nin kuşattığı Zeytinburnu ilçesi'nin doğusunda Fatih, kuzeydoğusunda Eyüp, kuzeyinde Bayrampaşa, kuzeybatısında Esenler, batısında ise Bakırköy ve Güngören ilçeleri yer alır. İlçe arazisini batıda Çırpıcı Deresi, doğuda ise Zeytinburnu'nu tarihi yarımadadan ayıran kara surları sınırlar. Zeytinburnu kıyı şeridi ise Yedikule kapısı yakınlarından başlayıp Bakırköy ilçesi topraklarına kadar uzanır. Bu bölümün uzunluğu ortalama 2600 metre kadardır.

İlçe toprakları yerleşme başlamazdan evvel çeşitli kır bitkileri ve bodur çalılıklarla kaplıydı, yine iskandan önce İstanbul halkı tarafından dinlenme ve eğlence yeri olarak kullanılıyor, ayrıca bu topraklarda her türlü tahıl ve sebze yetiştiriliyordu. Yerleşimin başlamasıyla bodur çalılıkların yerini inşan eliyle yetiştirilen meyveli meyvesiz değişik türden bitki ve ağaçlar almıştır. Bunlar arasında elma, armut, kiraz, ayva gibi meyveli; söğüt, kavak, akasya gibi meyvesiz türden ağaçları sayabiliriz. Ayrıca Silivrikapı, Merkezefendi, Kozlu, Yedikule ve Kazlıçeşme mezarlıklarndaki çam, sedir ve köknar gibi ağaçlar çevreye ayrı bir güzellik verir.

Zeytinburnu İsmi

Zeytinburnu ismindeki "Zeytin" kelimesi Kudüslü Papazların yaşadığı dönemlerde ilçenin güneyinde uzanan kıyı şeridinde yetiştirilen zeytin ağaçlarından; "burun" kelimesi ise Marmara Denizi kıyısında Yedikule ile Bakırköy arasında bulunan ve ilçenin güneyinde denize doğru hafif çıkıntı yapan küçük burundan gelir. Önceleri "Zeytinli Burun" olarak anılan bu yerin ismi zamanla "Zeytinburnu" olarak söylenmeye başlanmıştır.


İlçenin Tarihçesi

Roma döneminde Bizantion'u Hebdomon'a (Bakırköy) bağlayan Via Egnetia yolu bu topraklardan geçiyordu. Bizans döneminde ise Zeytinburnu bölgesinin Hebdomon'un uzantısı olduğu sanılmaktadır.

Daha ziyade bir gezinti ve dinlenme yeri olarak kullanılan bu bölge Çırpıcı Çayırı Ayazmasıyla daha 5. yüzyıldan itibaren İstanbul'un en gözde mesirelerinden biri haline gelmişti. Bu civarda bilinen en eski yapı Balıklı Ayazması yakınındaki Panayia Kilisesi idi. Ayrıca Bizans imparatoru I. Basileius (ölm. 886) tarafından Balıklı yöresinde 9. asırda "Piyi Sarayı" inşa ettirilmişti. Yine burada bulunan "Zoohodos Piyi Kilisesi" (Balıklı Rum Kilisesi) ise Meryem Anaya adanmıştı, çeşitli onarımlar ve yıkımlardan sonra 19. yüzyılda yeniden yapılmıştır.

15. yüzyılın ikinci yarısında, İstanbul'un Türkler tarafından fethini takip eden yıllarda bölgede bilinen en eski yerleşim Kazlıçeşme civarında olmuştur. Fetihten sonra Yedikule Hisarı'nı inşa ettiren Fatih Sultan Mehmed Han Kazlıçeşme'de tabakhaneler kurdurmuş ve yine onun yaptırdığı cami etrafında küçük bir yerleşim oluşmuştur, işte bu iskan civardaki bilinen en eski Türk iskanıdır.

Yine fethi izleyen yıllarda İstanbul'un Türkler'in eline geçmesiyle çok eskiden kentte yerleşmiş bulunan Rumlar arasında bir takım anlaşmazlıklar yaşanmış ve bu anlaşmazlıklar neticesinde "Kudüslü Papazlar" diye adlandırılan topluluk, Kazlıçeşme dolaylarına, bugün Zeytinburnu olarak bilinen burna yerleşmişti. Buraya yerleşen papazların kentte kalanlara göre daha dindar oldukları ve halkın, Hıristiyan inançlarını çiğnemelerine tahammül edemeyip o çağlarda bomboş olan bu topraklara yerleştikleri söylentileri günümüze kadar ulaşmıştır. Kudüslü Papazların burada yerleşmeleriyle bölgede gözle görülür bir canlanma olmuş, onların yetiştirdikleri tarım ürünleri, zeytin ve çeşitli yemişler ile Zeytinburnu şirin bir yöre haline gelmişti.

16. asrın başlarında yavaş yavaş sur dışına mescid ve tekkelerin yapılmasıyla bu topraklarda yeni yerleşim alanları oluşmaya başlamıştır. 16., 17. ve 18. asırlar Zeytinburnu'nun tarihi dokusunun (Türk-İslam) oluştuğu devirler olarak karşımıza çıkar. O çağlarda bu bölgeler (Marmara'dan Haliç'e kadar uzanan sur dışı bölgesi) yoğun iskan sahalarına uzaklığı nedeniyle İstanbul'daki derviş zümrelerin rağbet ettikleri yerler olmuştur. 19. yüzyılda Zeytinburnu ve çevresinin Yenikapı Mevlevihanesi'nin Mevlevilerinin faaliyet alanı olduğu anlaşılmaktadır.

20. yüzyılın başlarında, Cumhuriyetin ilan edildiği tarihlerde ise ilçenin bugünkü toprakları Bakırköy ilçesi sınırları içinde yer almaktaydı ve Kazlıçeşme, Maltepe ve Merkez Efendi haricindeki yerler bomboş denebilecek derecede tenhaydı. Yine bu yıllarda Bizans ve Osmanlı dönemlerinin gözde mesirelerinden olan Çırpıcı Çayırı hâlâ eski canlılığını koruyordu.

İstanbul Belediyesi imar Müdürlüğü'nün 1947 yılında yayımladığı "İstanbul Sanayi Bölgelerine Ait Talimatname" nin İstanbul'da sanayi bölgesi olarak ayrılan bölgeler arasına Zeytinburnu'nu da katması ilçenin kaderini değiştirir. Söz konusu kanunla beraber bölgede hızla sanayi tesisleri inşa edilmeye başlanır. Aynı tarihlerde Balkanlar'dan gelen göçmenler, 1950'lerden itibaren ülkenin çeşitli bölgelerinden İstanbul'a gelenler ve Menderes istimlakleri esnasında Aksaray ve civarında evleri yıkılan vatandaşlarla beraber Zeytinburnu topraklarına yerleşmeye başlamışlardı. Artık bu topraklar hızlı ve düzensiz yapılaşma sonucu mesire olma özelliğini kaybetmeye başlamıştı.